Atatürk’ ün, “Ne mutlu Türküm diyene” vecizesi de yukarıdaki çağdaş vatandaşlık tanımı ile tam uyumludur .
Bu güçlü vecize ( kısa, öz ama önemli ve -yerine göre- çok yönlü mesajlar içeren sözler ) şöyle yorumlanabilir;
“ Arkadaş, bu vatanın ismi TÜRKİYE’ dir, vatandaşlarının ismi de TÜRK’ tür. Yüzyıllar içerisinde olgunlaşmış olan ve tüm yabancıların vatanımız ve bizler için kullandıkları bu isimler hiçbir şekilde ırk-etnik köken veya din-mezhep mesajı vermez. Aynen Almanya-Alman, İngiltere-İngiliz, Fransa-Fransız isimleri gibi . . .
Sen, bu vatanın yaşam kuralları çerçevesinde, bu vatanda gönüllü olarak yaşıyorsan, sen de Türkiye’ nin her açıdan eşit olan bir vatandaşısın. Yani, TÜRK VATANDAŞI’ sın. Kısacası - vatandaşlık açısından - TÜRK’ sün.
Bizim anladığımız manada çağdaş vatandaşlık, kişinin geldiği yer ile, ana dili ile, ırkı-etnik kökeni ile veya dini-mezhebi ile ilintili değildir. Senin gönül rızası ile Türk vatandaşı olman ve bundan gurur ve mutluluk duyman diğer vatandaşlar tarafından kabul edilmen için yeterlidir.
Bu çerçevede berabersek >>> Ne mutlu –senin gibi- Türküm diyene .
Dikkat edersen, “Ne mutlu etnik kökeni Türk olana” demiyoruz . . .”
İşte Çeçen kökenli olan ben de, böyle çağdaş, gerçekçi ve birleştirici bir tanım ; “Türk Vatandaşı = Türk” çerçevesinde “Türk” olmaktan gurur duyuyor ve “Ne mutlu bana ki Türküm” diyorum.










